İstiklâl'in Mayası, Zafer'in Anahtarı: İstikrar

Güncelleme tarihi: 31 Ağu

Türk tarihi, tesadüflerin değil; asırlara yayılan bir iradenin, devlet aklının ve uzun soluklu bir yürüyüşün tarihidir.
Bu yürüyüşün takvimdeki en belirgin nişanesi ise hiç şüphesiz Ağustos'tur.
26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te açılan kapı, yalnızca bir ordunun Anadolu’ya girişini değil; bir milletin yeni bir vatana doğru asırlar sürecek yürüyüşünü başlatmıştır. Mohaç’ta, Otlukbeli’nde, Çaldıran’da ve Mercidâbık’ta aynı yürüyüşün başka durakları görünmüş; 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz’ la yeniden başlayan büyük hamle, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da zaferle mühürlenmiştir.
Fakat tarih, yalnızca meydanlarda kazanılan muharebelerden ibaret değildir.
Bir zaferin görünen yüzünde süngüler, bayraklar ve kumandanlar vardır; görünmeyen yüzünde ise beklemek, hazırlanmak, çalışmak, teşkilatlanmak ve vazgeçmemek vardır.
Çünkü hiçbir büyük yürüyüş bir gecede başlamaz.
Malazgirt’i mümkün kılan irade, 26 Ağustos sabahından çok önce kurulmuştu. Dumlupınar’ın ateşi, 26 Ağustos 1922 sabahından çok önce yakılmıştı. Büyük Taarruz’un ardında yalnızca cesaret değil; hesap, hazırlık, sabır, disiplin ve doğru zamanda harekete geçebilecek bir irade vardı.
Zafer, görünen anda kazanılır; fakat görünmeyen yıllarda hazırlanır.
İşte bu sebeple Türk tarihinin Ağustoslarında yalnızca bir zafer değil, bir karakter görürüz.
Bu karakter; başladığı işi yarıda bırakmayan, hedefini günün şartlarına göre değiştirmeyen, zorla karşılaştığında istikametini kaybetmeyen ve netice geciktiğinde dahi yürümeye devam eden bir karakterdir.
Mehmet Âkif'in
“Hüsrana rıza verme… Çalış… Azmi bırakma”
çağrısı, yalnızca bir şiir dizesi değil; milletlerin yükseliş ve düşüşlerine dair bir hakikatin ifadesidir. Çünkü bir milletin istiklâli, yalnızca onu kazanacak cesarete değil, onu her gün yeniden taşıyacak iradeye muhtaçtır. Âkif’in “azim” ve “sebat” vurgusu da tam burada anlam kazanır. (Türkiye Yazarlar Birliği)
İstiklâl, bir defa kazanılıp bir kenara bırakılacak bir hatıra değildir.
İstiklâl; her nesilde yeniden kazanılması, her çağda yeniden korunması ve her gün yeniden inşa edilmesi gereken bir emanettir.
Bu nedenle 30 Ağustos’u yalnızca geçmişte kazanılmış bir savaşın yıldönümü olarak görmüyoruz.
30 Ağustos bize şunu hatırlatıyor:
Bir millet, kendi kaderini tayin etmek istiyorsa önce kendi iradesini tayin etmelidir.
Kendi istikametini bilmeyen bir milletin istiklâlini muhafaza etmesi mümkün değildir.
Kendi içinde dağınık olanın dışarıda bağımsız kalması zordur.
Bugünün heyecanıyla yarının vazifesini unutanlar, geçmişin zaferlerini yalnızca hatıra olarak taşırlar. Oysa biz zaferi bir hatıra değil, bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Çünkü bize bırakılan yalnızca bir toprak parçası değildir.
Bize bırakılan bir istiklâl fikridir.
Ve bu fikrin üzerinde yükseldiği görünmeyen temel; sabırdır, sebat etmektir, çalışmaktır, teşkilatlanmaktır, öğrenmektir, üretmektir ve aynı hedefe doğru yılmadan yürümektir.
Yol uzun olabilir.
Menzil uzak olabilir.
Zaman zaman ufuk kararabilir.
Fakat yolun uzunluğu, yürüyenin kararlılığını değiştirmemelidir.
Bizim için yol; istiklâl yoludur.
Kısacası milletin kendi kendisini yeniden kurma iradesinden geçer.
Çünkü istiklâl yalnızca başkasının hükmünü reddetmek değildir; kendi geleceğini kurabilecek kudrete sahip olmaktır.
Bu yüzden biz, zaferleri yalnızca kutlamayız.
Onlardan bir çalışma ahlâkı çıkarırız.
Malazgirt’ten cesareti,
Mohaç'tan iradeyi,
Çaldıran’dan kararlılığı,
Millî Mücadele’den teşkilatı,
Dumlupınar’dan ise sonuna kadar yürüyebilme kudretini öğreniriz.
Ve bütün bunları aynı hakikatte birleştiririz:
Büyük hedefler, küçük fakat sürekli adımların eseridir.
Bir milletin yükselişi; bir anda parlayan büyük hamlelerden önce, her gün tekrar edilen küçük vazifelerin toplamıdır.
Her gün biraz daha öğrenmek.
Her gün biraz daha üretmek.
Her gün biraz daha güçlenmek.
Her gün aynı istikamete bir adım daha atmak.
Çünkü istiklâlin mayası, istikrardır.
İstikrar yoksa irade dağılır.
İrade dağılırsa teşkilat çözülür.
Teşkilat çözülürse ülkü zayıflar.
Ülkü zayıflarsa istiklâl yalnızca bir kelimeye dönüşür.
Biz ise istiklâli bir kelime olarak değil, yaşayan bir ülkü olarak görüyoruz.
Bu sebeple dünün zaferlerini anarken yalnızca “ne kazandık?” diye sormuyoruz.
Asıl sorumuz şudur:
O zaferi mümkün kılan ruhu bugün nasıl yaşatacağız?
Çünkü tarih, geçmişte yaşanmış olayların toplamı değildir.
( Kökü mazide olan âtîyim)
Tarih, bugünün insanına bırakılmış bir vazifedir.
1071’in ruhu bugün de yaşıyorsa Malazgirt yalnızca geçmiş değildir.
30 Ağustos’un anlamı bugün de yaşatılıyorsa Dumlupınar yalnızca bir hatıra değildir.
Şehitlerin bize bıraktığı istiklâl fikri bugün hâlâ yolumuzu aydınlatıyorsa, onların mücadelesi henüz tamamlanmış değildir.
Biz, tamamlanmamış bir yürüyüşün mirasçılarıyız.
Bu yürüyüşte aceleye değil derinliğe,
günübirlik heyecanlara değil sürekliliğe,
söz kalabalığına değil işe,
dağınıklığa değil teşkilata,
ümitsizliğe değil azme,
seyirci olmaya değil sorumluluk almaya talibiz.
Çünkü biliyoruz:
Zafer, yalnızca düşmanı yenmek değildir.
Asıl zafer; kendini yenmek, dağınıklığı yenmek, nefsini terbiye etmek yılgınlığa meydan okumak ve başladığı yolu sonuna kadar devam ettirebilme kudretidir.
30 Ağustos’un bize bıraktığı en büyük miraslardan biri de budur.
Bir milletin istiklâli, yalnızca silahla değil; karakterle, bilgiyle, emekle, ahlâkla ve süreklilikle korunur.
Bugün Anadolu’nun üzerinde dalgalanan bayrak, dünün zaferlerinin hatırası olduğu kadar yarının sorumluluğudur.
Çünkü biz biliriz ki;
Menzile ulaşanlar, en hızlı yürüyenler değil; istikametini kaybetmeden yürümeye devam edenlerdir.
1071’de başlayan büyük yürüyüşün,
26 Ağustos 1922’de yeniden şahlanan iradenin,
30 Ağustos’ta zaferle mühürlenen mücadelenin
ve istiklâlimizi bize emanet eden bütün kahramanların huzurunda sözümüz açıktır:
İstiklâli emanet olarak alacağız.
İstiklâli fikir olarak taşıyacağız.
İstiklâli ahlâk olarak yaşayacağız.
İstiklâli gelecek nesillere daha güçlü bırakacağız.
Çünkü bizim için zafer, varılacak son nokta değildir.
Zafer, yeni bir yürüyüşün başlangıcıdır.
Ve o yürüyüşün sırrı değişmeyecektir:
İstiklâlin mayası istikrar,
istikrarın kaynağı irade,
iradenin yönü ise istikbaldir.
30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle; Anadolu’yu bizlere vatan kılan Sultan Alparslan’ı, Millî Mücadele’nin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu toprakları vatan kılan bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve hürmetle anıyoruz.
Zafer; yola çıkanların değil yalnızca,
yoluna sadık kalanların olacaktır.
Ne istikametimizden döneceğiz,
ne de yürüyüşümüzden vazgeçeceğiz.
Çünkü istiklâl bizim hedefimiz;
istikrar ise o hedefe ulaşacak irademizdir.
.png)


Yorumlar