Türk tarihi, tesadüflerin değil; asırlara yayılan bir iradenin, devlet aklının ve uzun soluklu bir yürüyüşün tarihidir. Bu yürüyüşün takvimdeki en belirgin nişanesi ise hiç şüphesiz Ağustos'tur. 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te açılan kapı, yalnızca bir ordunun Anadolu’ya girişini değil; bir milletin yeni bir vatana doğru asırlar sürecek yürüyüşünü başlatmıştır. Mohaç’ta, Otlukbeli’nde, Çaldıran’da ve Mercidâbık’ta aynı yürüyüşün başka durakları görünmüş; 26 Ağustos 1922’de Bü
Tarihi yalnızca büyük savaş meydanları, şanlı zaferler ve saray koridorlarında gerçekleşen diplomatik hamleler üzerinden okumak, bir binanın mimarisini incelerken temelini görmezden gelmeye benzer. Devletlerin yükselişi ve çözülüşü, çoğu zaman savaş meydanlarında görünen sonuçlardan çok daha önce; mali yapıda, üretim ilişkilerinde, kurumların işleyişinde, toplumun gündelik hayatında ve aydınların zihninde başlar.