top of page

Antik Yunan’dan Bugüne: "Yahu Biz Niye Hep Aynı Şeyleri Tartışıyoruz?"

  • Yazarın fotoğrafı: Fetihan GÖRTAY
    Fetihan GÖRTAY
  • 13 Tem
  • 2 dakikada okunur

Şöyle arkamıza yaslanıp bir düşünelim. Bugün elimizdeki akıllı telefonlardan dünyanın öbür ucundaki adamla anında görüntülü konuşuyoruz. Yapay zeka çıkmış, robota her şeyi yaptırıyorsun. Teknoloji aldı başını gitti, uzaya turistik gezi yapıyorlar falan diyoruz değil mi? Her şey ışık hızıyla değişiyor güya. Ama ne zaman konu şu memleket meselelerine, siyasete, yönetime gelse içimizde hep aynı his uyanıyor: "Yahu biz aslında resmen yerimizde sayıyoruz, boşa kürek çekiyoruz."


Bak gerçekten abartmıyorum. Şöyle bir zaman makinesi olsa da bizi bundan böyle 2500 yıl öncesine, Antik Yunan’da bir şehir meydanına fırlatsalar. Etrafta böyle üstüne beyaz çarşaf dolamış, sakallı makallı, hararetli hararetli tartışan adamlar göreceğiz. Şöyle bir yanlarına sinsice sokulsak, "ya bunlar ne konuşuyor acaba" diye bir kulak kabartsak inan gözlerimize, kulaklarımıza inanamayız. Ne diyor bu adamlar biliyor musunuz? "Adalet dediğin şey tam olarak nedir?", "Bir yönetici nasıl olmalı, dürüst mü olmalı yoksa güçlü mü?", "Halkın hakkı hukuku nasıl korunur, bu düzen nasıl yürür?"

E vallahi de aynı, billahi de aynı! Platon’un, Aristoteles’in o dönem birbirinin saçını başını yolduğu, kafa patlattığı, kalın kalın kitaplar yazdığı dertler neyse, bugün bizim akşam televizyonu açtığımızda ya da internette gezinirken gördüğümüz dertler de birebir aynı. Ya aradan binlerce yıl geçmiş arkadaş; kıyafetlerimiz değişmiş, oturduğumuz evler mağaradan çıkıp devasa rezidanslara dönüşmüş, çağ üstüne çağ atlamışız ama insanın şu "bizi kim yönetecek, nasıl yönetecek?" sancısı milim değişmemiş.


Bana öyle geliyor ki, insanlık olarak biz tiyatro sahnesinin arkasındaki o dekoru, ışıkları, perdeleri sürekli yeniliyoruz, boyuyoruz, modernleştiriyoruz ama sahnede oynadığımız oyun bildiğin babadan kalma, bin yıllık eski oyun. Her gelen yeni nesil, her yeni jenerasyon "dünyayı ben kurtaracağım, her şeyi ben değiştireceğim" sanıyor, bu tartışmalara büyük bir hevesle sıfırdan başlıyor ama günün sonunda hep gelip aynı duvarın önüne tosluyoruz. Belki de bu işin fıtratı böyle, yapacak bir şey yok. İnsan dediğin çiğ süt emmiş canlı değişmiyor ki onun kurduğu düzen değişsin. Muhtemelen yüz yıl sonra bizim torunlar da böyle uçan arabalarına binip bir yere giderken, kırmızı ışıkta falan durduklarında yine aynı şeyleri tartışıp duracaklar. Yani anlayacağın akıl fikir ilerliyor, teknoloji uçuyor ama bizim şu insanlığın eski mevzuları hiç ama hiç eskimiyor. Hep aynı tas aynı hamam, dönüp duruyoruz işte.

Yorumlar


bottom of page